CEM EVİ
Kuran‘da ibadethane olarak secde edilen yer
anlamına gelen, “mescit” sözcüğü geçer,
cami ve cemevi olarak geçmez. İlk mescid Hz.
Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye
hicretinde kurulmuştur. Medine girişinde
konakladığı KUBA köyünde yapılmıştır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed Medine’de “tef”
çalınarak karşılanır ve devesini serbest
bırakır, deve iki yetim çocuğa ait olan bir yere
konaklar. Bu yere ”Peygamber Mescidi”
yapılır. Daha önce Peygamberimiz ibadetlerini
evinde veya Ashab-ı Kiram’dan olan Erkan Bin
Ebu’l Erkan’ın evinde yapardı. (İslam
Ansiklopedisi “mescit” bölümüne bak.)
“Medine’ye
hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina
ettiği, Peygamber mescidi: -Mescid-i Resul,
Mescd-i Şerif, Mescid-i Saadet ve en çok bilinen
ismiyle “Mescid-i Nebevi” adlarıyla
anılmıştır. Mescid-i Haram ve mescid-i Aksa’dan
sonra yeryüzünde ki mescitlerinin en
faziletlisidir.
Bu mescite bitişik
olarak, gündüzleri bir eğitim öğretim yeri,
geceleri ise, evsiz kimseler ve misafirlerin
barınması için “Suffa” denilen üzeri kapalı bir
bölüm eklenmişti. İşte burada Hz. Muhammed
dersler veriyordu. Yeni gelen insanlara okuma
yazma bile öğretiliyordu, buranın ihtiyaçları da
sahabelerce
karşılanıyordu”.
“İslam’da ilk üniversite diyebileceğimiz bu okul
sayısız alim yetiştirmiştir.
“Medine’de inşa edilen bu mescit aynı zamanda,
kurulan devlete ait bütün faaliyetlerin
yürütüldüğü merkez niteliğinde idi. Hz.
Muhammed, ashabıyla sohbet ediyor savaş ve barış
kararları orada alınıyordu elçileri orada kabul
ediyordu. Savaşa çıkacak orduları orada techiz
ederek yola çıkarır, topluma ait bütün meseleler
orada çözüme kavuşturulurdu”.
“Medine de bir evi ve ailesi olmayan fakir
kimseler de Suffa’da yatıp kalkıyor, ihtiyaçları
buradan sağlanıyordu.”
İşte ilk mescit ve içinde yapılan görevler.
Buradan yola çıkarak; Kırklar ceminden günümüze
kadar Alevilerin ibadet ettiği yere secde edilen
yer ve toplanma anlamında “cemevi” denir.
Cem evi; Alevi İslam inancının ibadet yeridir.
Geçmişte de tekke, zaviye, dergah olarak
adlandırılmıştır. Farsça’da, dayanma anlamına
gelen tekke (tekye) sözcüğü İslam’da inançsal
etkinliklerin yürütüldüğü yapıyı anlatmak için
kullanılır. Tekke insanlığın mabedidir, gönül
gözünün aydınlandığı, kalp gözüyle görmeye
başlanılan yerdir.
Tarihimize baktığımız da; Ahmet Yesevi Dergahın
da, Hacı Bektaş dergahın da ve 1207 tarihinde
yapılan Seyit Gazi Dergahın da “Kırklar
Meydanı” veya “Meydan Evi” olarak
anılan “Cemevi” ni göreceğiz. Bu dergahlara
“Cami” sonradan eklenmiştir. Ahmet Yesevi
Dergahında halen cami yoktur. Hacı Bektaş
Dergahına “Cami” 1836 yılında 2. Mahmut
döneminde, Seyit Gazi Dergahına 1517 yılında
yaptırılmıştır.
Bu mabetlerde değişik isimlerle anılmıştır;
Mevlevilikte “huzur” ya da “huzur-ı pir”
Alevilik’de “pir evi” yada “pir makamı” olarak
adlandırılmıştır. Mutasavvufçularca ilk tekke,
sufi adı ile anılan ilk kişi olan Ebu Haşim
El-Kufi (ölüm 767) tarafından Şam yakınlarında
Remle’de kuruldu ve İslam dünyasının her
tarafına hızla yayıldı. 12. Yüzyılda
Türkistan’da yetişen Ahmet Yesevi Hazretleri en
büyük tekkeyi kurarak “Pir-i Türkistan” adı ile
ünlenmiş oradan da küçük Asya dediğimiz
Anadolu’ya Hacı Bektaş Veli tarafından taşınmış,
Sulucakarahöyük’te büyük bir dergah kurarak
gönüller fethetmeye başlamıştır. Burada doğan
ışık Balkanlara, Budapeşte’ye kadar gitmiş ve
gönüller fethedilmiştir. Bu dergahlardan yetişen
dervişler dünyanın belirli yörelerine yayılarak
irşatlarını sürdürmüşlerdir. Bu tekkelerde
yetişen Yunus Emre, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal,
Sarı Saltık ve daha nicelerinin isimleri
günümüze kadar gelmiş, gönlümüzde de yaşayıp
irşatlarını devam ettirmektedirler.
Türkiye’de II. Meşrutiyetin ilanından (1908)
sonra yapılan bir sayıma göre sadece İstanbul’da
311 tekke vardı. Ülkemizde tekkeler kullanım
amaçlarının dışına taşındığı için 30 Kasım 1925
tarihinde, 677 sayılı yasa ile kapatılmış, tekke
ve zaviyeler kapatılıp yasaklanınca o kelimeler
kullanılmamıştır. İbadet yerlerimize “Cemevi”
denilmiştir. Cem, birliğin ve beraberliğin
adıdır. Cemin yapıldığı Cemevi ise; “sadece
ibadet amaçlı kullanılmamış, geçmişin mescitin
işlevini yerine getirmiş ve getirmeye de devam
etmektedir”. Aynen mescit gibi çok amaçlı
olarak kullanılmaktadır. "Cemevi barış,
özgürlük, eşitlik, ibadet,sevgi, yargı ve karar
yeri, hizmet ve sohbet, dirlik ve birliğin
korunup sergilendiği, ikrar ve iman, edeb ve
erkan, tevella ve teberra, güvenin ve sevenin
toplandığı, Hakk'a temanna ve Hakk'ın tecelli
yeridir. (Tecelliyat nedir? Tecelli, tecalla;
Varlık aleminde Tanrısal güzellik ve oluşların
açığa çıkması ve sergilenmesi demektir.
Yaratı'cının yaratılmışlar aleminde ki
yansımasıdır. Tecelli sonsuzdur.) Cem evleri,
salt tapınma maksadıyla kullanılmamış ve
kullanılmamaktadır. Alevi topluluğunun tapınma
dışında toplumsal, bireysel sorunlarının çözüme
kavuşturulduğu bir meclis işlevi de görmüş ve
görmektedir. Cem evleri yeri gelmiş sohbet
muhabbet ocağı olmuş, yeri gelmiş eğitim-öğretim
yuvası olmuş, yeri gelmiş yoksullara aş evi
olmuş, yeri gelmiş dostluk, kardeşlik, birlik,
dirlik evi olmuş ve olmaya da devam edecektir."
Cem Evi:
· İbadethanedir. Edeb- erkân meydanıdır.
· Sorgu- sual ve karar yeri olarak dar
meydanıdır.
· Semah yeri olarak “kırklar”
meydanıdır.
· ikrar yeri olarak er- bacı meydanıdır.
Müsahibliğin kabul ve onay yeri olarak
birlik meydanıdır.
· Ortak kararların alındığı meclis
mekanıdır.
· Pirin isteklerini tebliğ ettiği ferman
yeridir.
· Tasavvuf eğitiminin yapıldığı okuldur.
· Dualı lokmaların yenildiği aş evidir.
· Dertlere derman aranılan, derman
meydanıdır.
· Yer bulduğu mekan olarak sevgi
meydanıdır.
Yola uymayanların alınmadığı seçkinler
meydanıdır.
· Hizmetlerin ortak yapıldığı, himmet
yeridir.
· Eline-Diline-Beline Sahip olanların,
güven yeridir.
· Hakk'a ve Halka sığınma yeridir.
· "Ölmezden evvel ölmenin" yeridir.
· Yeniden doğum yeridir.
Mevki ve makam ayrılığı olmayan eşitlik
meydanıdır.
· Herkesin lokmaları ile katıldığı kara
kazan yeridir.
· İrfan meclisidir.
· Talkının yapıldığı, berzah alemidir.
"Dört kitap ve kırk makamın anlamı
Elif'dedir" diyenler için insanlık mekanıdı
Gerçekler meydanıdır. Bu meydanda da yalnızca “gerçeğe
Hû” vardır.
Cemevi, yaşamı
ibadet olanların temiz vicdanlarını karşılıklı
ilişkiye açtıkları toplumsal bir ortamdır.
Kutsal olan cemdir, semahtır,niyazdır. Kısacası
aşktır. Cem evi, ibadet yerine gidip oturarak
rahatlanan yer değildir, aksine ilke olarak
vicdanı rahat olanların, bu rahat vicdanlarıyla
gidebileceği, Ceme katılabileceği, tevhid
yapabileceği, semah dönülebileceği bir yerdir.
Çünkü; "Aleviliğin aslı doğruluk, kemâlı
dostluk ve cevheri merhamet, görüşü eşitlik,
hazinesi bilgi, meyvesi sevgidir."
İnancı insan merkezlidir, her şey onun
mutluluğu, güvenliği ve güzelliği içindir. Bu
değerlere sahip olan kişi, değer ürettiğinden
ibadet yapıyor olacaktır. "Bu değerler Hz.
Peygamberin mescidinde de vardı. O mescitte
sorunlar çözülüyordu, askeri karargah olarak
kararlar alınıyordu, yoksullar barınıyordu ve
hatta sportif faaliyetler geçekleştiriliyordu."
Demek oluyorki, mescidin gerçek değerlerini
taşıyan bugün cem evleridir. Hz. Peygamber
efendimizde; "Yeryüzü benim mabedimdir,"
diye buyurarak her yerin ibadet mekanı olması
gerektiğinin altını çizmektedir. Tanrı'yı konuk
etmek veya onunla birlik olmak için mabede
ihtiyaç yoktur. Çünkü, “Tanrı mekandan
münezzehtir” ve Adem’i yaratmakla da
kendisine en güzel mekanı yaratmıştır. O mekanın
mirarı da bizzat kendisidir. Hakk aşığı ne güzel
söylemiş:
Daha Allah ile cihan yok iken
Biz onu var edip ilan eyledik
Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize alıp mihman eyledik,
Harabi
Demek oluyor ki; Kutsal olan ibadettir, Tanrı
ile birlikteliktir, yani Tevhid dir. Mabedi
kutsallaştırmamak lazımdır. Yeryüzünde ki bütün
canlı, cansız varlıklar Allah’ı tesbih
etmektedirler. Bir ayette; “Görmedin mi,
göklerde olan herkes (herşey) ve yerde bulunan
herkes (her şey) güneş, ay, yıldızlar, dağlar,
ağaçlar, hayvanlar ve insanların bir çoğu
hakikaten Allah’a secde ediyorlar…..”
Başka bir ayette de; Yedi gökle yer ve
bunların içinde bulunanlar (melekler, cinler,
insan) onu tesbih (ve tenzih) eder (ler) hiç
bir şey hariç değil, hepsi ona hamd ile tesbih
eder. Fakat siz, onların tesbihini iyi
anlamazsınız. O, hakikaten halimdir, gerçekten
yargılayıcıdır.”
Bu ayetlere göre Cenab-ı Hakkı yalnız canlı ve
şuurlu gördüğümüz mahlukların değil, şuursuz
tanıdığımız hayvanların, güneşin, ayın,
yıldızların, dağların, ağaçların ve hatta hayat
eserinden mahrum olduklarını sandığımız
cemadların bile tesbih ve tenzih etmekte
oldukları anlaşılmaktadır.
Bu ayetleri örnek vererek sormak isterim: Bütün
varlıklar Allah’ı tesbih ettiklerine göre, canlı
cansız varlıkları bir mabede nasıl
sığdıracaksınız? Onun için yeryüzünü mabet
edinmek lazımdır… Kutsal olan mabet değil,
içinde ki varlıktır, eylemdir…
Hz. Mevlana da der ki: "Ahmaklar! Secde
edilen mescide hürmet gösterirken, secde edenin
kalbini kırmaya çalışırsın. Gerçekteyse ey
aptallar! O mecaz, bu hakikat’dır. Asıl mescit,
ariflerin gönül evidir. Velilerin gönlü, temiz
kişilerin secde ettiği bir mescittir."
Hz. Mevlana’nın da belirttiği gibi içinde
yapılanları görmezden gelip, sadece beton
yığınlarına kutsallık verirsek terör yuvalarına
dönüştürülen mabetleri nasıl açıklayacağız.
Kutsallık verirsek Hz. Peygamberimizin “DIRAR”
mescidini yıktırdığını nasıl ifade edeceğiz.
Kur’an buyurur ki; “Bir de şunlar var: Tutup
bir mescit yapmışlardır: Zarar vermek için,
nankörlük için, inananları fırkalara bölmek
için, daha önceden Allah ve Resulüyle savaşmış
kişiye gözetleme yeri kurmak için. “İyilik ve
güzellikten başka bir şey istemiş değiliz” diye
gerile gerile yemin de edecekler. Allah şahittir
ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Başka bir ayette de; “Böyle bir mescitte
sakın namaza durma. Daha ilk gününde takva
üzerine kurulan bir mescit, içinde namaz kılman
için çok daha uygundur. Temizlenmek arzusu
taşıyan erler vardır o mescitte. Allah
temizlenenleri sever,
ve bu mescit Hz. Peygamber efendimizin emriyle
yıkılmıştır. Kutsallık kullanılış amacına
bağlıdır ve kutsal olanda ibadettir. Evlerimizi
de ibadet mekanlarına çevirmemizi Cenab-ı Allah
istiyor; “Musa ve kardeşine vahyettik;
kavminiz için kendilerini yerleştirmek üzere
evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın/
Karşılıklı yapın ve ibadet edin. İnananlara
müjde ver.”
Hz. İmam Ali’de buyurur ki; “İnsanlara bir
zaman gelip çatar ki o zamanda Kuran’dan ancak
eser ve yazı, İslam’dan da isim kalır. o gün
insanların mescitleri mamurdur yapı bakımından;
haraptır hidayete mahal olmak bakımından. O gün
mescitlerde oturanlar, onları yapanlar,
yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan
çıkar, suç ve hata onlara sığınır. Kim o fitneye
girmemek isterse sürüp götürürler, kim geri
kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan
münezzeh olan Allah buyurur ki: Zatıma and olsun
ki ben, o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki
bilim sahibi bile şaşırır kalır ve o fitneye
dalar. Biz Allah’ın bağışlamasını, gafletle
ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz.”İşte
ibadet mekanı olan cem evlerinin de
belirtildiği gibi kötü insanlardan ayıklanması
gerekir, bunun için de:
- Nefsi için eşini boşayanlar,
- Dedikodu edenler,
- Yalancı şahitlik yapanlar,
- Adam öldürenler, can incitenler,
- Haram kazanç sağlayıp kul hakkı yiyenler,
-Eline, diline, beline sahip olmayanlar,
-Komşu hakkı, ata hakkı bilmeyenler,
-Verdiği ikrardan dönenler,kısaca yaramaz
fiiller içerisinde olanlar ceme alınmayarak,
zararlı insanlardan arındırılmış olur.
Demek ki kutsallık, seçkin insanlarla riyasız
olarak yapılan ibadete bağlıdır. Kuran’da
buyurur ki; “Her ümmet için biz, bir ibadet
şekli / bir ibadet yeri belirledik, onlar, onu
izlerler. Artık bu iş konusunda seninle
çekişmesinler….”
Cemevleri, İbadet
meydanıdır. Kırklar meclisinde olduğu gibi er,
bacı meydanıdır, kadınların katılıp görev
alabildiği ve can birliğinin olduğu sevgi ve
birlik meydanıdır. “Doğuda, batıda
Allah’ındır. Ne yana dönerseniz Allah’ın
cemalinin görüldüğü
meydandır. Cemevinde yön aranmaz. Zira "Hakk’ın
evveli, ahırı, altı, üstü, sağı, solu yoktur."
Cemevleri; "Konuşan Kur'an meydanıdır. Orada;
"Aç çeşmini kendi özüne bak. / Hakk sende
sun'unu ikmal eyledi. / Şayet sen Hakk ben kul
olsam/ ikilik girer araya," kavlince cemal
cemale kıble olmak vardır. Evet kıble tertip
için, düzen için gereklidir, ibadet etmek için
kıbleye yönelmenin mantığı yoktur. Ancak;
topluluk halinde yapılan ibadetin kuralları ve
şekli olmalıdır, Cemevine "Edeb- erkan" üzere
gelinir. Temiz giysiler giyilir ve bedeni
temizliği yapılarak, Seyir için değil, Hakk için
gelinir.
Muhiddin-i Arabi; "Alınan
nefes sayısı kadar Allah'a giden yol vardır."
Yine; "Ne yana dönerseniz, Allah'a giden yol
bulursunuz" diyor ve devam ediyor; "Cümle
kullarını taklitten, gösterişten öteye geçmeyen
itikattan saklaya, bu
gibi şeylere
bağlı kalmaktan koruya"
der.
ALİ RIZA UĞURLU
DEDE
AŞK-I MAHABBET 4.BASKI